Blog

arkadas-z-ozger-77-yasinda

Bazı kitaplar vardır; okuduğun anda bitmezler. Kapanır ama senden çıkmazlar. Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası benim için öyle bir kitaptır. Arkadaş Z. Özger’i yalnızca bir şair olarak değil, bir hâl olarak tanıdım önce. Yaşayamamış bir hayatın içinden yazan, hayata yetişememiş bir bedenin iç sesi olarak.

Onun şiiri, hayattan erken ayrılmış birinin vedası değildir sadece; hayattayken yavaş yavaş silinmenin kaydıdır. Benim “nasıl öldüğüme dair” dediğim şey de tam olarak buradan konuşur. Fiziken hayatta olup ruhen eksilenlerin defteri. Arkadaş’ın bedeni öldü, şiiri kaldı. Benim bedenim kaldı, şiirim ölümü yazdı.

Arkadaş Z. Özger’in kitap çıkarma serüveninde beni en çok yaralayan şey aceledir. Sanki zaman ona hiç tanınmamış, sanki şiirleri dünyaya yarım bırakılmıştır. Ben kendi kitabımı yıllarca “imlâ hatası” diye erteledim. O aceleyle gitti, ben gecikerek kaldım. Ama ikimizin de ortak bir noktası var: şiir, hayata sığmadı.

Yaşarken ölmek dediğim hâl, Arkadaş’ın fiziken ölümüyle çarpışır bende. O, yaşayamadan öldü; ben yaşayarak eksildim. Onun şiirinde beden, toplumla, yalnızlıkla, kimlikle kavga eder. Benim şiirimde beden, hatıralarla, kayıplarla, korkularla çarpışır. İkisi de sağlam çıkmaz bu kavgalardan.

Arkadaş’ın şiiri sakalsızdır; çünkü büyümeye izin verilmemiştir. Benim şiirim yaralıdır; çünkü büyürken parçalanmıştır. Aynı acının farklı zamanlardaki yankılarıyız belki de. Onun kitabı bir tragedya ise, benimkisi o tragedyanın uzun süren iç kanamasıdır.

Bu yüzden Arkadaş Z. Özger’i okurken kendimi değil, eksilmiş hâlimi görürüm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir