Üçüncü Hayatım İlk 17 Sayfa
Bugüne kadar tüm kitaplarının bir bölümünü ücretsiz olarak web sitesinden okurlarına sunan Halil Bezmen, Üçüncü Hayatım’ın ilk 17 sayfasını da web sitesinden sizlere açmak istedi. Keyifli okumalar.
Okan Köroğlu’nun Nasıl Öldüğüme Dair’i dağınık zamanların ve mekanların izlerini taşıyan bir şiir toplamı. Yıllar içinde biriken dizeler, şairin “herkes kadar” öldüğü anlardan ve her ölümden sonra yazmaya devam ettiği çaresiz ama dirençli bir yolculuktan doğuyor. Hayatın imlâ hatalarına meydan okuyan bu şiirler, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yaralı romantizmi, Metin Eloğlu’nun sokak ironisi, Ece Ayhan’ın altüst imgeleri, Arkadaş Z. Özger’in renk armonisi, Neruda’nın tutkulu savaşı, Octavio Paz’ın zamansal yankıları, Eluard’ın düşsel seyrüseferi ve Nazım Hikmet, Brecht, Mayakovski gibi ustaların gerçekliğiyle harmanlanıyor.
Yazarlığın ağırlıklı olarak bir yazma değil, bir okuma işi olduğunu düşünerek, sanayiciliğinin iflasından sonra, bu birikimini değerlendirmeyi düşünür.
55 yaşında, entelektüel gücünün zirvesine ulaşmasına bir çeyrek asır daha olduğuna inanarak ‘mühendis sanatçı’ türü bir yazar olmaya karar verir. Bu kararının üzerinden 30 yıl geçmiştir.
“Nasıl Öldüğüme Dair, mutsuzluğun panzehiri olmasa da acıyı dindirebilecek bir paylaşımın kapısını aralıyor..

Sanki geride kalanlara söz hakkı verir gibi susar ölüler. Hele bir de kendi kendini itenler, zaten hiç konuşmamışlardır yaşarken de....
Halil Bezmen’in 14. Kitabıdır. Eser Atatürk’ün ağızından yazılmıştır.
*Yaptıklarımla söylediklerimi biliyorsunuz.
İşte düşündüklerim ve hissettiklerim
Alıntı:
Yaverim Cevat Abbas *Hepsinin gemileri burada: İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Amerikan!* derken, öfkeyle anlamadığım bir şeyler mırıldandı.
*Üzülme, geldikleri gibi giderler.* dedim.
Anlamadı.
Elinizdeki kitapta saklı gerçeklerden bazıları…
Alman İmparatoru, halkla ilgili bilgileri, birçok sosyal görevi devrettiği karısından alabiliyor. Ben ise karılarımla birlikte, kendimi de saraya kapatmış oluyorum. Erkeğin, diğer insanları incelemek için kullanacağı gözü kadındır. Harem, yanlışlıkla erkeği hapsetmiş olabilir.
Ben, zaten sultan doğdum: Ne başarsam, sadece görevimi yapmış olurum.
Benden nefret edebilirler. Tek korktuğum ciddiye alınmamaktır.
Benden önceki bütün padişahlar bu topraklara hükmettiler. Yetmezmiş, bir adım daha atmak gerekiyormuş: Ben, Sultan Abdülhamid Han, yalnız hükmetmedim, ayrıca da yönettim.
Büyük icatları olan harem sayesinde biz kadınları erkeklerden koruyan erkeklere minnet mi borçluyuz yani?
Cehenneme gitme kararını tek başımıza verebiliyoruz ama cennete girmek için ne çok kişi ve kurumun onayı gerek!
Haremdeki kadınlarım çoğaldıkça, yalnızlığım da arttı.
Her şeyi kaybettim ama zarar etmedim.
Müslüman kadınların özgür iradesi yok. / Doğru ama gördüğün gibi iyi bakılıyorlar. / Sizde recm cezası var. / Sizden öğrendik. İncil’e bakarsak, Hazreti İsa, zina işlemiş bir kadını recm etmek için toplanmış kalabalığa engel olmamış; sadece, ilk taşı hiç günah işlememiş biri atsın, demiş. / Biz bu cezayı artık kaldırdık. / Biz de zinayı kaldırdık sayılır. İstediğin kadar kadın alabilirsin deyince, zinanın zorluklarına katlanmaya gerek kalmadı.
Savaş kazanılsa da geriye doğru atılmış bir adımdır. Osmanlı’nın atı değil, aklı şahlandı!
Bilimin ve cehaletin, zevkin ve sefaletin romanı: Lale, Kan ve Şehvet.
Lale Devri…
Osmanlı İmparatorluğu’nun hiçbir döneminde, birbirine zıt düşünce ve duygular bu şekilde yan yana gelmedi.
Daha önce denenmeyeni denemeye çalışan bir padişah ve sadrazam, imparatorluğun başkentini barış, sanat ve zevkle yönetmeye karar verdiler.
Samimi bir çaba mıydı yoksa bir göz boyama mı? Osmanlı’nın kurtuluşu mu olacaktı yoksa bir israf dönemi mi?
Sultan III. Ahmet, Sadrazam İbrahim Paşa, Valide Gülnûş Sultan, şair Nedim, Lady Montagu, Patrona Halil ve açık fikirli bir şeyhin kızı olan Rabia… Her biri, kendi inişli çıkışlı hayatında bu sorulara bir yanıt bulmanın peşinde.
Osmanlı kültürü dışında farklı kültürleri tanıyan, Batı eğitimi almış olan ve bir diplomatın genç ve güzel kızı Cemile, nişanlısı Osman’dan ayrıldıktan sonra hayata küsüp kendi içine dönünce, babası kızını bu durumdan kurtarmak ister. Cemile’nin hemşire olarak Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde çalışmasına olanak sağlar. Hastanede çalışmasıyla birlikte günden güne daha iyi hissetmeye başlayan Cemile, orada tanıştığı bir subaya görür görmez âşık olur. Bu subay, Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değildir.
Cemile, bu aşkının karşılıksız olacağını bilse de Mustafa Kemal’den vazgeçmez ve kendisini bu karşılıksız aşkın getireceklerine bırakıverir. Öyle ki karşısına çıkan Mehmet Ali’yle olan ilişkisine rağmen onunla dahi evlenmek istemez. Mustafa Kemal’e Aşklanmak, Cemile’nin Atatürk’e duyduğu katıksız aşkın yanı sıra, yıkılan bir imparatorluk üzerine kurulan yeni bir devletin oluşumunu da içine alan bir dönemin panoramasını çizer.
“Tanıdıklarım arasında dolandırıcılar, satılmışlar, kanatsız melekler, mafya babaları, milyarderler, politikacılar, mühendisler, ruhen fahişe olanlar, salaklar ve daha neler vardı. Kendi kendine apandisit ameliyatı yapmış olana bile rastladım. İnsanlığın hayvanat bahçesini gezdim.
ESTERGON Kalesi’nde sizi gerçekle gerçek üstünün kesiştiği sınırda gezdireceğim. İkisini ayıran çizginin bazen bulanık olduğunu göreceksiniz. Bazı olaylar imkânsız veya açıklanamaz gibi görünseler de, lütfen “Bunlar olamaz,” diye kesip atmayın ve yalnız bana değil, kendinize de bir şans tanıyın. İnanın, olağan dışı gibi görünen de bazen gerçek olabilir.”
Halil Bezmen
Amerikan Büyükelçisi’nin tezkere öncesi ülkesine gönderdiği mektuptaki Halil Bezmen’le ilgili talepleri neydi?
Sonun başlangıcını tetikleyen ihanet hangi “meşhur” aileden geldi?
Ülkeden film gibi kaçışı nasıl gerçekleşti?
Emanetlerine kimler, nasıl ihanet etti?
Halil Bezmen’in çalışanını tekmeleyen ve sonra ABD’de tutuklanan ünlü gazetecinin kefaletini kim ödedi?
Babası neden intihar etmesini istedi?
1994’te işleri bozulduğunda komisyon karşılığı aracı olmayı öneren ünlü politikacı, sonra nasıl başına bela oldu?
İSKİ Skandalı’na nasıl dahil edildi?
12 Eylül 1980’de ailenin bütün erkekleri neden gözaltına alındı?
Bezmen’i sorgulayan o zamanın polis şefi, sonraki ünlü politikacı ona ne dedi?
Varlık Vergisi aileyi nasıl etkiledi?
Bezmenler neden üç kez bitme noktasına getirildi?
Batmış bir sanayici olarak, ne gibi dersler çıkardı?
Kitabı yayımlamak için neden bugünü bekledi?

Romanımızın kahramanı Memo, bırakın gerçek hayatı, bir kurgu içinde bile sıkça karşınıza çıkamayacak cinsten biri. Aslında o, rastlantıların İstanbul’dan Paris’e, oradan Rio’ya ve New York’a sürüklediği, yaşadığı maceraların gerçekliği kuşku götürür bir anti kahraman. Bu roman, Memo’nun akıllara seza hayatının bir bölümünü anlatıyor. Amacı sizi eğlendirmek; doğruyu ya da yanlışı göstermek değil. Bazı isimler ve olaylar size tanıdık gelebilir, bunu rastlantı olarak değerlendirdiğiniz sürece eğleneceğiniz garanti edilir. Ama yok, öküz altında buzağı aramak istiyoruz diyecekseniz, siz bilirsiniz. Türk yazınında az bulunur cinsten absürd bir roman örneği, “Memo’nun Olağanüstü Maceraları.”

·Hayata çöp kutusunda bulunmuş bir bebek olarak adımını atan, geçimini İstanbul Üniversitesi’nde tarih profesörlüğü yaparak sağlayan ve dünyanın dört bir yanında part-time cinayet işleyen bir kiralık katil… Lala Paşa
·Biri demirbaş-diğeri yedek, sürekli iki sevgiliyle yaşayan, eroinman annesinin kilise kapısına bıraktığı ve bu yüzden sonraki yaşamında uyuşturucuya savaş açan hırslı bir işadamı… Roman
2009 – DESTEK YAYINLARI·Çoktan beri değerli ve az önemli biri olmaya çalışıyorum.
·Haklısın, korkuyorum. Yeni baştan bir hayat kurdum. Hem başarılıyım hem mutluyum. Bunları kaybetmekten çekiniyorum. Görmüyor musun ki bir mucize olmuş ve kötülüklerden iyilik doğmuş.
·Birçok fakirlik çeşidi vardır ama tek gerçek fakirlik, seçeneksizliktir.
·Her şey gibi çare de biter. Kimsenin bize artık inanmadığını gördüğümüzde, çıkmaz sokağın dibine vardık demektir.
·Erotizmle aşkın birleştiği noktada cennetin bulunduğu söylenir.
·Bütün dünyada binlerce yıldır evlilikler, maddi çıkarların, politikaların ve güç mücadelelerinin sonucu olan birer kontrattan başka bir şey değildi.
Romanımızın kahramanı Memo, bırakın gerçek hayatı, bir kurgu içinde bile sıkça karşınıza çıkamayacak cinsten biri. Aslında o, rastlantıların İstanbul’dan Paris’e, oradan Rio’ya ve New York’a sürüklediği, yaşadığı maceraların gerçekliği kuşku götürür bir anti kahraman. Bu roman, Memo’nun akıllara seza hayatının bir bölümünü anlatıyor. Amacı sizi eğlendirmek; doğruyu ya da yanlışı göstermek değil. Bazı isimler ve olaylar size tanıdık gelebilir, bunu rastlantı olarak değerlendirdiğiniz sürece eğleneceğiniz garanti edilir. Ama yok, öküz altında buzağı aramak istiyoruz diyecekseniz, siz bilirsiniz. Türk yazınında az bulunur cinsten absürd bir roman örneği, “Memo’nun Olağanüstü Maceraları.”
Zeus Tapınağı’nın rahipleri ona bir düğüm göstermiş ve “Bu düğümü çözebilen dünyaya sahip olur, çözemeyenin de yolu kapanır” demişler. Bizimki kılıcını çekip düğümü kesmiş. İşte o kadar!
Bugüne kadar tüm kitaplarının bir bölümünü ücretsiz olarak web sitesinden okurlarına sunan Halil Bezmen, Üçüncü Hayatım’ın ilk 17 sayfasını da web sitesinden sizlere açmak istedi. Keyifli okumalar.
150 yaşına kadar yaşayacak olanlar, 3 alandaki gelişmelere dikkat etmeliler: Sevgili okuyucum, geçen yazımda rekabet konusuna yeterince dikkat çekmediğimi hissettim. Uzun yaşamak ciddi bir iştir, tembellik etmeye hiç gelmez. Hani bir […]
”Halil Bey, önemli konularda bir felsefemiz olmalıdır, diyorsunuz. Geçen yazınızda en önemli konumuz enflasyon yani pahalılıktır dedim. Siz de ‘Türkiye’mizde yılda bir milyon kişi arttığı sürece bunlara iş bulmanın tek yolu […]
Birisi hakkında “Dedesinin doğduğu evde öldü” dendiğinde, mutlaka bu mucizenin hikâyesini öğrenmeye çalışırım.
Incorrect user ID specified.